Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

23 Nisan 2012 Pazartesi

24# Uzun Aradan Sonra

Farkettim ki kendime zaman ayıramaz olmuşum. Blogda bir şeyler yazarak kendimi rahatlatırken, yazamamaya başlamışım. Aslında o kadar da zor değil. Aklına gelenleri yarım saat içinde yazıyorsun bu kadar basit. Hem rahatlıyorsun, hem kendine vakit ayırdığını fark ediyorsun. Anlatılacak çok şey var, bir o kadar da buraya yazılmayacak olan şeyler var. Ben yazılabilecekler ile başlayayım.

İlk olarak okul hayatımdan başlayayım. Hala okulumu sevmiyorum. Sevmiyorum abi. Sevmek zorunda değilim ama gitmek zorundayım. Kendi istediklerimi yapabilmek için bu okula gitmem derslerimden geçmem lazım. Bunda zorunluyum. Keşke sevmediğimiz şeyleri yapmak zorunda olmasak. İngilizce eğitimi güzel, hoş ama üniversitede olduğunu hissettiren hiç bir şey yok. Hiç bir değişme yok.

İkinci olarak hakemliğe geçiyorum. İl Hakemi olduğumdan beri en fazla 5-6 maça çıktım. Yoğunluktan dolayı olsa gerek. Biraz da yorgunluk. Maça çıkmak güzel, 22 kişiyi yönetmek güzel, senden büyüklere söz dinletebilmek, oranın lideri olabilmek güzel şeyler bunlar. Ama o antremanlar yok mu? Var. Evden 1 saat uzakta. Oraya giderken idman yapmış gibi bir şey oluyorum. Gittiğimde ne oluyor? Kafamın uyuştuğu sadece 2 kişiyle geçmez oluyor oradaki 1 saat 15 dakika idman. Zorunluluğum yok ama yapasım da var aslında hakemliği. Bana bir şeyler katıyor en azından, boş bir iş değil.




Üçüncü olarak arkadaşlarım, arkadaşlarım benim hayattaki ailemden sonraki en değerlilerim. Onlar olmadan yapamam, yapamıyorum. Ama son 2-3 aydır. Barışımla, Yağızımla, Can Berkimle, Oytimle görüşemez olduk. En fazla 1-2 kere. Onlar Istanbuldan zaten kırk yılda bir geliyorlar bazen geldiklerinde de işim oluyor. Ama gerçek dost onlar. Her geldiklerinde arayıp soranlar, görüşemesek de unutmayanlar, küsmeyenler, darılmayanlar.. Gerçek arkadaş, 2-3 yıl görüşmesek de, ondan sonra görüştüğümüzde daha dün görüşmüş gibi sıkı, samimi olabilmektir bence. Yapmacık olmadan nasıl samimi olunabilir ben onlardan öğrendim. Hepsinin hayatımda ayrı ayrı yerleri var.

Dördüncü olarak, hayatımın %90'ını kaplayan AIESEC. Bütün yoğunluğum, yorgunluğum, eğlencem, üzüntüm, sinirim, öğrendiğim, gezdiğim, tozduğum, arkadaşlarımla olduğum, takım yönettiğim, yönetildiğim, hayatımda görüşemeyeceğim insanlarla tanıştığım yani hayatımda ne yapabileceksem hepsini bir arada yaşabildiğim kurum. 2 ayda AIESECte bir çok şey değişti benim için. Gün geldi, nefret ettim, gün geldi, delicesine bağlandım. Canımdan çok sevdiğim dostlar kazandım burda, AIESECten önce olan arkadaşlarım kadar değerli insanlarla tanıştım. Her gün görüşmekten artık birbirimizin her şeyini bilir olduk. Onlarla dertleştim ben, onlarla eğlendim. Bazen çok sıkıldım. Zaman geçiyor ama boşa geçmiyor. Üniversite hayatımda sadece eğlence olmuyor. Bundan ben pişman değilim. Pişman olanlar zaten burada durmuyor fazla, hemen ayrılıyor. AIESEC herkese göre değil, herkes de AIESEC'e göre zaten. Bu normaldir. Saygı duyuyorum. Bu kurum aslında öyle bir kurum ki, ya bağlanıyorsun kopamıyorsun, ya da nefret edip çıkıyorsun. Arası olduğunu pek görmedim ben. Peki ben AIESEC'te neler yapıyorum? Şuan bir sosyal sorumluluk projesini yürütüyorum 8 tane arkadaşımla. Liseli öğrencilere yönelik bir proje, adı Myself My World. Yazın yapılacak olan bu projeye 20 tane yabancı üniversite öğrencisi gelecek ve 200 tane lise öğrencisine bir yaz kampı düzenleyecekler. Bu kampta her öğrenci kendi sunumlarını yapacaklar ve bu projenin sıkıcı olmaması için bir sürü etkinlik yapılacak. Keşke buraya yazması kadar, uygulanması da kolay olsa, çok fazla prosedürün yanında, yapılacak da onlarca iş var.

Beşinci olarak aileme geçiyorum. Ailem benim hayatımdaki en değerlim. Annem, babam, ablam. Hepsi birbirinden değerli. Her ne kadar onlarla az vakit geçiriyor olsam da onlarla görüşemiyor olsam da aynı evde olmamıza rağmen. Her gün eve geldiğimde şu monitöre bakıyor olsam da odamda. Onlar her ne kadar benim kafayı yediğimi düşünseler de. Ben onları çok seviyorum. Ama göstermeyi sevmiyorum ne yapayım. Ya da gösteremiyorum, göstermeye çalışınca da hata yapıyorum. Hayatımda aslında bir çok şey böyle. İstediğim şeyleri yapmaya kalkınca elime, yüzüme bulaştırıyorum. üzüyorum karşımdakini. Bir şeyi ne kadar istesem o kadar benden uzaklaşıyor. Tutamıyorum, sonra üzdüğüm yetmiyormuş gibi ben daha çok üzülüyorum. Anlatınca ne kadar saçma geliyor ama yaşayınca çok acı veriyor be. Sadece aile yönünden değil bu özel hayatımda da böyle. Her neyse bu kadar yazıyı kim okuyacak zaten. Sonlara iyice saçmalasam mı bilemedim şimdi. Neyse. Gereksiz oldu yine biraz ama olsun. Rahatladım biraz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Küfür falan etmezsiniz umarım. Buyrun.